dîl-xun

dîl-xun

düşünen edebiyat

hayret makamı

Cuma, Şubat 8, 2008
yazan: siyah lale

adam beni garipsedi

bu sokaktan geçişimi

bakışlarımı, utangaç bakışlarımı

arlanmaz susuşlarımı

 

sol yanımda hep başka biri vardı

sesimde soluğumda başka biri

ölmeden önce biraz önce az önce

tut kendini dedi

bırak dağılsın dışındaki herşey

günahı satın alınmış bir meczup gibi

cezam kesilsin istedi

pörsümüştü herşeyim

bahtım ve kara kara saçlarım

 

melodisi olmayan bir şarkıydı ruhum

ruhum intihardan önceki son dilekti

ve allah’ı hatırlatacak bir kelime

elimdeki kırbaçla örseledim kelimeyi

son kez sarıldım ve bıraktım

artık olabileceklere razıydım

 

küçük bir kız çocuğu

yüzünde pembe çilleri

sorunca yüzümdeki gülümser hüznü

ben sabah olmasına tahammül gösterip

bakışlarındaki safiyete dokunmadan önce

verebileceğim her cevaba razıydım

onu şaşırtacak hüzne

aklımdan şüphe ettiricek hüzne…

 

yorum (2) yorum yaz! kalıcı bağlantı

an lejandları

Cuma, Ekim 26, 2007
yazan: suphi giz

 

 

-1-

bir yazı atölyesi
harflerden portreni çiziyorum
kelime takımları
ve küflenmiş kağıt tomarları
kendime çevirmişim kurşun kalemleri
cümlelerin sapma açısı
sayfalarda harp düzeni
bir anlam kuyusu ve ezbere dönen çıkrık
bütün tonlarıyla ifşa ve sır
heceliyorum bir dua gibi
kum taneleri ayak izlerin
azalarımın hallerinden sesler
bir cümle kursa yüreğim huşu vaki olacak
evet serin bir kitabe
leyl gözlerin...

 

-2-
kırık dökük işlenmiş alfabeye öykü
yüzümdeki kuyunun ve zindanın çözümlemeleri
aykırı duruyor aldığın kaktüs
ve sözün bekleme iştiyakı
fecr yüzünü...

 

-3-
çöl ve denizin ulama noktası
bir soluk yürüyüşünde
ne uçurumdu, ne düştüm, ne kırıldım
bütün tasvirlerinde taşra hazırdır aşka
duha ellerinin...

 

-4-
besmele gibisin
kaybettiğim her noktada gördüğüm rüya
ünlem ile uyandığım
ya da yutkunduğum redifler
ne kinaye, ne mübalağa
anlam ile ölüm parantezinde bir kararsın
yorum yorgunu bir saat
ayraç kıvamında kakül
hokka sıcaklığında bir terkib
nehar tebessümünde...

 

-5-
can havliyle okuyorum satır aralarını
acıların noktalama işaretlerini
azadeliğin bittiği kurallarda
toprağa teslimiyetim başlıyor
bütün ölümler farklı
esma ve inşa
yoksulluğun dili oluyor ağır sözler
kanatları kırılınca mürekkebin
uzar zamanın rengine bürünen pasajlarda
asr sesin....

 

-6-
lehçeler kalbin ritmi
mânâ gözlerinden dökülen kainat
ikra ve ötesi,
ruh bulur yerini cazibe tesbihinde
yağmur ne güzel bir şiirdir
ümmiliğin çizgilerinde
isyan teksirlerinden ne çıkar
hayatın eklerinden ve kiplerinden
yürüdüğün yok mu
bütün anlatılara can vererek...

 

-7-
yedinci kayıttır
dijital bir daktiloya reva müsveddeler
parirüs mü parşömen mi
bir metin vazediyorum
olay örgüsü karakterleriyle
ve sana benziyor nazlanan
kesintisiz bir merhamet ayak izlerin
olmayışının hüznü sürgün
kimse dolduramıyor kimsenin boşluğunu
evet gözlerin olmalı bu tablette...

 

-8-
buraya kadar anlattıklarını resmet
çivi yazısıyla ruhuma
hırçın bir ırmak gibi beni
ve döküldüğüm bir deniz olarak seni
gömdüğün taşları
bir avluda yudumladığımız çayı
hastane koridorlarına döküldüğümüzü
ki birgün dünya dönmeyecek
yine de sen mümkün olacaksın
yoksa almayacak satırlar...

 

-9-
sahi kiminle hemhal oluyorum
orda mısın
yoksa hiç gitmedin mi içimden
daha tashih edeceketin metin hallerimi
yaprakları sürmeleyecektin
çoğalacaktı gözyaşlarım
gece inanılan bir imla olacaktı
mavi kayığın yol alacağı
gül kurusu ile silecektin yüzümü
işlemiş bir muhteva olacaktım...

 

-10-
insan titremeden ne yazabilir ki:
susmaktır aşk...

yorum (2) yorum yaz! kalıcı bağlantı

infial babı

Cuma, Ekim 19, 2007
yazan: isra

 

 

avuçlarımda ahşap rengi yaralar

yüzüm çöl kabuğu

bir dilencinin baharat kokulu avlusunda

kendimi bıraktım toprağa

saçlarımın örgüsünde kumlar..

 

ve ağladım bir tapınak gibi sırılsıklam

paslı hançer batırdım sabrımın göğsüne

yudumlayarak günahın suyunu

pörsümüş iniltiler döküldü dudaklarımdan

aşkın köklerinden damıtılmış..

 

bakışımın boşluğundaki işaret kokusunu

çürümüş sözlerime ekledim

pıhtılaştı damarlarımda inancım ..

 

keşişler baş ucumda tütsüler tutuşturmuş

ruhumun sarnıcı yosunvari bir su

semada damlaların sesinde yakaran gülüşler..

 

küf bir lehçe ile fısıldadım

‘herşeyden kısa bir hüzün ömür’

yorum (0) yorum yaz! kalıcı bağlantı

ruze

Çarşamba, Ekim 10, 2007
yazan: suphi giz

bir tebessüm gibi geride kalıyor hüzün... yağmur damlaları düşüyor  avuçlarıma ve iklimimden sarı ölgün günah yaprakları dökülüyor. yetmedi. ne kurumuş topraklar gibi duaya dokunan dudaklarımın heyecanı bitti, ne de içimin alevleri sönecek. ömrü kısalmıştı mevsimin, karanlığı artıyordu ömrün, sukuneti dağılacaktı karanlığın... bir de kuşlar ve çiçekler çekilirse hayatın neşvesinden, of! ki çok az insan kalmış hikayelerde.

göç kırılmıştı içimde bir sessizlik buğusu gibi... güneşin bu dönenceden her geçişinde, vicdanımın derinliklerinde ıslak ve üşüyen bakışlarla hazan ağlamalarına eşlik etmeye çalışırım da kurumuştur bir kere göz pınarlarım. unutacak mıyım, hırkasını çıkarıp entarisini giyindiğim can içi hasadın alnındaki hüsnü...

parmaklarım, kelebeklerin kanatlarında soluduğun yalnızlığının ve inceliğinin döküldüğü bir ırmağın saçlarında; gözüm, kırık kanatlarını göğe açmış bir kuşun hüznünde; balıkçılar iskelesinde harabe bir kulübe ve camlara çizilmiş ağaçların yortusu... vakar ve ölüm.

 “elemneşrah leke sadrak”  âmâ göğsümü açıyor. okuyorlar defaatle, dinliyorum... ‘can’ diyen dillerin kadar tatlı... asıl tekâsür güz makamında diyorsun... yıkık şehirlerin dehlizlerinde, mateme bulaşmış laleden başka gözüm görmüyor... pelteleşmiş acı kıvamında hüsran... soluk alışların o kadar hızlı ki nutkum tutulacaktı... 

ve saçlarıma düşen kırların kahrı... bir sonbahar gibi nefesimi tutuyorum; içimde kalan son bir kaç şeye sarılacağım titreyerek. kurşuna dizilmek korkusu değil, içimde uçmayan serçelerin sessizliği...

diyorsun ki ‘güzelliğe yönelişin sonucudur aşk'... duydum usta! muttasıl bir karanfil kokusu nazında, unutma beni gözlerinde...

kolay olmasa da mevsimi fark etmek, bir avuç toprak bulup fışkıran salkım söğütlerin hasretini okumamdan alıkoyamıyor hengame.  toprağa dayamışım kalbimi, bütün ayrılık noktalarında seni bekliyorum... sükûnu yüreğime taşımak için bu hazan gelmelisin. hazan, aşk ve tevekkül...

adım adım yapraklar düşüyor hâlâ, ışıl ışıl yıldızlar; günler kısalıyor diye endişen niye?

hüznün ellerinde mısralar, yaprak gibi dökülüyor. yürek sızısı işte. yaşanmıştır. oysa ben bir vefanın kıyısında göğün melal gözlerine dayamışım kuruyan dimağımı... düştüm düşeceğim, zamanlarım karışıyor... tut beni...

yorum (0) yorum yaz! kalıcı bağlantı

kara kalbin masalı: ...

Pazar, Eylül 9, 2007
yazan: isra

 

 

yüzüm kara kara yazılar giyerim

bütün fallarım çıkmış

koşmuşum hayatın ardından kırık bir yoldan

soygun yorgunluğu üzerimde

kara yazılar giyerim yüzüm kara

 

sıkmışım küf kokan kalbimi

kemirilmiş ekmeklerin ortasına

sırıtkan aynalarda asit yuduklayarak

kapı önlerinde

küf kokan kalbimi sıkmışım

 

bir masalın orta yerinde

senfonik bir hüzün bestesinin tınılarında

tutmuşum kendimi

yakalanmışım suç üstü elimde mızrak

orta yerinde bir masalın...

 

kapat perdeyi lambayı defteri gözlerini

yaralarımı azdıracak ne varsa

nefes alıyorsam nefesinden

çürümüş kelimelerle

defteri perdeyi lambayı gözlerini kapat...

yorum (1) yorum yaz! kalıcı bağlantı